7 Kasım Dünya Lazca Günü: Kaybolan Bir Kültürel Mirasa Dair

Yaklaşık 20 yıldır Ardeşen’deyim. Burada yaşamadan, Doğu Karadeniz’i tanımadan önce, bizim için tüm Karadeniz “Laz”dı. Sinoplu da, Samsunlu da, Trabzonlu da bizim gözümüzde Laz’dı. Televizyonlardan tanıdığımız kadarıyla Lazları, yani Karadenizlileri, “Uyyy”, “Geleyrumm”, “Gideyrum” gibi konuşan, fıkralardaki gibi esprili ve farklı insanlar olarak hayal ediyorduk. Laz diye bir kültür, bir halk ve bir dil olduğunu bilmiyorduk. Ancak şimdi görüyorum ki bu değerli kültürü Lazlar da unutmaya başlıyorlar.

Kültür, yeni nesillere aktarılmadığında kaybolmaya, unutulmaya ve silinip gitmeye mahkûmdur. Bu yazıda da kaybolan bu kültür mirasını, biraz mizahi bir dille vurgulamaya çalışıyorum. Ardeşen’e geldiğimden beri, buradaki akrabalar “Enişte, Lazca öğrendin mi?” diye soruyor. Ben de onlara “Aslında Lazca kolay bir dil. Hatta çoğunuz da Lazca bilmiyorsunuz” diyorum. Bu sözüm başta onları şaşırtıyor. Sonra açıklıyorum: “Aslında Lazca, kolay bir dil. Bilmediğiniz her kelimenin sonuna ‘-i’ koyarsanız, Lazca konuşmuş gibi oluyorsunuz. Mesela: ‘Domatezi, biberi, patlıcani, telefoni, asprini…’” dediğimde herkes kahkahalarla gülüyor. “Evet,” diyorlar, “gerçekten de bazı kelimeleri bilmiyoruz, yerine yöresel bir üslupla sonuna -i ekleyerek kullanıyoruz.”

Bu durumun nedeni elbette Lazca’ya gereken önemin verilmemesi, geçmişte dil üzerindeki baskılar, kültürel mirasın aktarılamaması, Lazca’nın konuşulmaz hâle gelmesi, göçler, dış evlilikler gibi etkenler. Oysa Lazlar, büyük bir kültürel mirasa sahip bir halk. Bu zenginliği dilleri aracılığıyla yaşatıp yeni nesillere aktarmaları gerektiğine inanıyorum. Dil kaybolursa, kültür de kaybolur.

Dünya Lazca Günü kutlu olsun!

Exit mobile version